ENİZ TÜTÜNCÜ

ENİZ TÜTÜNCÜ

ENİS TÜTÜNCÜ      09.10.2019

YENİDEN DEVRİMCİLİK GEREKÇELERİ

 

Yeniden Devrimcilik, Atatürk’ün aşağıdaki görüşlerini esas almaktadır. 

– Gençliği yetiştiriniz. Onlara ilim ve kültürün olumlu fikirlerini veriniz. Geleceğin aydınlığına onlarla kavuşacaksınız. Hür fikirler, uygulama alanına konduğu zaman, Türk milleti yükselecektir. (Ankara 1930, Afet inan) 

– Benim anladığım gençlik, bu inkılabın fikirlerini ve ideolojilerini benimseyip gelecek nesillere götürecek kimselerdir. (Ankara, 3 Nisan 1932, Palazoğlu Ahmet Bekir) 

-…Gençler, benim gelecekteki amaçlarımı gerçekleştirmeyi üstüne alan gençler!… Gerçekten… bir gün bu memleketi sizin gibi beni anlamış bir gençliğe bırakacağımdan dolayı çok memnunum ve mutluyum. Buna gerçekten sevinmekteyim. (Ankara, 26/27 Mart 1937) 

-Geleceğin savaşı beyin Savaşı olacaktır. Bu savaşın zaferi eğitim yoluyla kazanılacaktır. 

– İnkılaplar bir insanın ömrüne sığmaz. Bazen milletin ömrü bile buna yetişmez. Türk milleti gibi tarihi tarihle başlayan bir milletin, inkılapçılık niteliği sonsuzdur. Ben ancak kendi ömrüme sığanları başaracağım. Benden sonra gelecekler, zamanlarının gerektirdiği devrimleri başaracaktır. Ve böyle sürüp gidecektir. (Egeli Münür Hayri)

Atatürk yukarıdaki görüşlerinde gençlerin, yenilik ve değişimin taşıyıcı gücü olduğuna işaret etmektedir.  

Bu itibarla “Yeniden Devrimcilik İlkesi’nin” özü, ilerici ve yenilikçi gençliktir. Gençlik, Cumhuriyet Devrimini bütünüyle kavrayıp, bunu gelecek nesillere taşıyacak toplum kesimidir. Zaman içinde  kesintisiz devam eden değişim ve gelişimin yarattığı fırsatlardan Türkiye’yi en iyi biçimde yararlandıracak temel güçtür. Gençlerin Cumhuriyetin 10. Yılında neler yaratığına tüm dünya tanık olmuştur. Bu nedenle gençliğe, Atatürk’ün anlayışı çerçevesinde yeniden sahip çıkılması yaşamsal önemdedir. 

15-24 yaş arası genç nüfusun sayısı, 2018 yılı başlangıcında 12 milyon 983 bin kişidir. Bunların toplam nüfusa oranı yüzde 16,1’dir. Bu, AB ülkeleri arasında en yüksek orandır ve Türkiye’nin sosyo-ekonomik kalkınma açısından çok büyük bir üretim kaynağına sahip olduğuna işaret etmektedir. Ne var ki Türkiye, söz konusu kaynağı yeterince kullanamamaktadır.

Bunun başlıca göstergesi, gençlerimizde işgücüne katılım oranlarının düşük ve işsizliğin yüksek olmasıdır. Örneğin 2019 yılında gençlerin işgücüne katılım oranı erkeklerde yüzde 55,2, kadınlarda yüzde 31,9’dur. Oysa gelişmiş ülkelerde bu oranlar çok yüksektir ve ayrıca birbirine yakındır. Kadın ve erkek toplam genç işsizliği, 2019 yılının Haziran ayında (mevsim etkisinden arındırılmış) yüzde 25,8’e yükselerek son 14 yılın zirvesine çıkmıştır. Gençlerin hem genel ortalama, hem de tarım dışı işsizlik oranları, yetişkin işsizlik oranlarının yaklaşık iki katıdır. Bilinmelidir ki işgücü/emek kaynağı, hızla akıp geçen bir akarsu gibidir, kullanılamadığı anda boşa akıp gider, bir daha kullanılması mümkün olamaz. 

Emek kaynağının yeterince kullanılamamasının esas nedeni, Türkiye’nin aklı özgür kılan laik çağdaş ve üretim odaklı eğitim politikalarından uzaklaşmış olmasıdır. Türkiye geçmişte, eğitim enstitüleri gibi son derece yararlı bir eğitim modelini terk etme basiretsizliğini göstermiştir. Bu yanlış, gençlerdeki tasarım etkinliği ile yaratıcılık melekesinin geliştirilmesini zorlaştırmıştır. Planlı dönem boyunca da yanlışlar devam etmiş, sosyo-ekonomik kalkınmayı hızlandıracak ve gençlerimizi verimli istihdam olanaklarına kavuşturacak işlevsel bir Milli Eğitim reformu ve kalkınma hedefleriyle uyumlu insan gücü-eğitim planlaması yapılamamıştır. Böylece Milli Eğitim sisteminin hemen tüm kademelerinde bilinçsizce okul, yüksek okul ve ve üniversiteler açılmış,siyasi rant hesapları da devreye sokularak Milli Eğitim’de dinselleşme ve yozlaşma süreci başlamıştır. 

AKP döneminde ise, Büyük Ortadoğu Projesinin (BOP) Siyasal İslam Politikası ile, okul öncesi eğitim dahil, eğitimin her kademesinde dinselleşme olgusu somutlaşmıştır. Bu bağlamda, öncelikle kimi dinci cemaat ve vakıflara ait denetimsiz Kur’an kursları ile orta öğretim öğrenci yurtlarındaki çocukların sayısı hazla artmış ve ihtiyacın çok üstünde imam hatip okulu açılmıştır.Eğitim birliği yasası ağırlığını yitirmiş, çocuklarımız arasında kültürel farklılaşma, hatta ayrışma eğilimleri ortaya çıkmıştır. 

Bu nedenle, gençlerimizin sorunlarını, çocuklarımızın sorunlarından soyutlamak mümkün değildir. Çünkü çocuk nüfus grubu, genç nüfusun temelidir.Bu itibarla, 0-17 yaş  çocuklardaki sorunların önemli bölümü, gençlerde de sorun olarak devam eder.İnsanın beyinsel gelişmesi anne karnında başlayıp, doğum sonrası ilk sekiz ayda hızlanarak on yaşında en yüksek düzeye ulaşır. Bu gerçek, çocuk sağlığının ve eğitiminin stratejik açıdan ne kadar önemli olduğunu bilimsel yönden ortaya koymaktadır. Gençlik kesimi, çocuk nüfustan gelen sürekli katılımlarla beslenmektedir. Çocuk nüfus ne kadar sağlıklı ve iyi eğitilmiş olursa, genç nüfus da o kadar sağlıklı ve iyi yetişir. Ağaç yaş iken eğilir. Bu nedenle çocuklarımızın yaşadığı başlıca sorunlar, gençlerimizin sorunları ışığında iyi irdelenmeli, bu çerçevede olgunlaştırılarak ciddi ve etkin önlemlerle çözülmelidir.

 

Türkiye’de, gebelikten başlamak üzere çocuk sağlığına ve çocuğun psikolojik gelişiminin desteklenmesine yönelik programlar çok yetersizdir. Okul öncesi eğitim hizmetlerinin hem kalitesi düşüktür, hem de bunlara erişmede zorluklar vardır. Erken dönem çocuk gelişimi programları ise, kapsam, nitelik ve nicelik bakımından geliştirilme ihtiyacı içindedir.Söz konusu programların; sağlık, eğitim, sosyal hizmet ve sosyal yardım gibi alanlarla bağlantısı yeterince kurulamamaktadır. Çeşitli sosyal ve ekonomik nedenlerden dolayı korunmaya muhtaç duruma düşen çocuklara sunulan hizmetler çok kısıtlıdır. Çocuk işçiliği sorunu, büyüyerek devam etmektedir 

Yoksul ailelerde yaşayan çocuklar birçok sosyal olanaktan mahrum yetişmekte; eğitim hayatından uzaklaşma, şiddete yönelme, çalışma ve sokakta yaşama gibi çok sayıda riskle karşı karşıya bulunmaktadır. 

Suça sürüklenmiş çocukların yargılanma ve rehabilitasyon süreçleri sağlıklı işletilememektedir. Çocuk Koruma Kanunu’ndaki önlemlerin uygulanmasında zorluklar yaşanmaktadır. Çocuk mahkemelerinin sayısı ve çocuk adalet sistemi yetersizdir. Tutuklu çocukların yetişkinlerle ayrı ortamlarda yaşamalarını sağlayacak çabalardan, beklenen sonuç alınamamaktadır.Engelli çocukların toplumsal yaşama katılımları kısıtlıdır. Çocuklara yönelik okul içi ve dışı serbest zaman etkinlikleri, spor yapma olanakları yetersizdir.Madde bağımlılığı, çocuk ve gençler arasında giderek yaygınlaşmaktadır. Bilgisayar, telefon, tablet ve internet kullanımına bağlı riskler artmaktadır.

Çocuklarımızın burada vurgulamaya çalıştığımız sorunlarının çözümünde, kültürel farklılaşma ve ayrışmanın ortadan kaldırılmasına ağırlık verilmeli,tüm çocuklarımız ayrımsız bir bütün olarak kucaklanmalıdır.

Öte yandan gençlerin sorunlarına gelince; işgücü piyasası taleplerinden kopuk kalitesiz eğitim, işsizlik, mutsuzluk ve gelecekten umutsuzluk sorunları ön plana çıkmaktadır.

Yüksek öğretime gidebilen öğrencilerin önemli bir kısmı; barınma, burs, ulaşım, öğretim elemanı, bilimsel ve teknik olanakların yetersizliği sorunlarını yaşamaktadır. Gençler, genelde kendilerini ilgilendiren karar alma mekanizmalarına,sivil toplum kuruluşlarına ve siyasete katılımda isteksizdir. Gençlere yönelik okul içi ve dışı serbest zaman etkinlikleri ile spor yapma olanakları oldukça kısıtlıdır. Bölgesel dezavantajların yarattığı sosyo-kültürel ve psikolojik sorunlar da giderek büyümektedir.

Durumları uygun olan şanslı gençler yurtdışı eğitimi tercih etmekte, iyi eğitim görmüş gençler ise yurt dışında çalışmaya yönelmektedirler.

 

Bu yazı dizimizin 5’incisi olan “Yeniden Laiklik İlkesin’de”belirtildiği üzere; laikliğin özü/esası, “aklın özgürleştirilmesi” ve “yaratıcılık melekesinin” serbest kılınmasıdır. Yaratıcılık melekesi, insan yüceliğinin gizemi/sırrı konumundadır. Bu gizem, el emeği veya düşünsel emekle görünüşe çıkar. Yani emek, yaratıcılık melekesinin ortaya çıkmasını sağlayan ana güçtür ve bu nedenle en yüce değerdir. 

Buraya kadar yaptığımız tespit, yorum ve öneriler topluca değerlendirildiğinde, “Yeniden Devrimciliğin” dayandığı dört temel öge içinde “Gençlerin Özgürlüğü ve Bütünlüğü”, kilit taşı konumuna dönüşmektedir. Kilit taşı olmazsa, yeniden devrimcilik çöker. Diğer üç öge, yani “Hukuk Devleti Kurallarına Bağlılık”, “Değişimin Zorunluluğu”, “Bilim ve Bilimsel Düşüncenin Üstünlüğü” bir bütün olarak,ancak ve ancak gençlerin özgürlüğü ve bütünlüğünün sağlanması durumunda değer kazanabilir.

Gençliğin özgürlüğü ve bütünlüğü; çalışanıyla-çalışmayanıyla, öğrencisiyle-okul dışında bulunanıyla, engellisiyle-korunmaya muhtaç olanıyla bütün gençlerin, laik eğitimin fırsat eşitliği ile toplumsal yaşamın eşit yarışma haklarından eksiksiz yararlandırılmasının da teminatıdır.

Yazı dizimizin 4’üncüsüolan “Yeniden Devletçilik İlkesin’de” belirtildiği üzere yeniden devletçilik, ucube başkanlık sistemi ile dağıtılan devlet yapısın, güçler ayrılığının esas alındığı, yargı bağımsızlığının sağlandığı, yürütmenin yasama (TBMM) denetiminde olduğu, tam demokratik parlamenter sisteme göre yeniden yapılandırır.

Bu itibarla Türkiye, çökertilmiş Devlet’i yeniden yapılandırırken yeni bir Makro Strateji Planlamasını benimsemeli, bununla uyumlu işlevsel bir Milli Eğitim reformu ve eğitim-insangücü  planlaması yapmalıdır. Milli eğitim sisteminin hemen tüm kademelerinde bilinçsizce açılan  okul, yüksek okul ve üniversitelerin durumları yeniden değerlendirmeli, Milli Eğitimdeki yozlaşmaya ve  dinselleşmeye son verilmelidir. 

Yeniden Devrimcilik anlayışına göre, Türkiye’nin çocuklarına ve gençlerine sahip çıkma zorunluluğu açısından kaybedecek hiçbir zamanı kalmamıştır. Çıkış yolu, Atatürk’ün; “Geleceğin savaşı beyin savaşı olacaktır. Bu savaşın zaferi eğitim yoluyla kazanılacaktır” anlayışını acilen yaşama geçirmektir.