RUFAY KARAHAN

RUFAY KARAHAN

AĞIR EKONOMİK KRİZ VE TOPLUMSAL ETKİLERİ..

Değerli okuyucular;  

Son kırk yılın en ağır ekonomik krizini yaşıyoruz.

Görünen tablo hiç de iç açıcı değil.

      Özel ve Kamu sektöre ait olup, son tahlilde gariban halkın sırtına yüklenmek üzere olan yaklaşık 550 milyar dolarlık muazzam dolar borçlusu bir ülke. Bunun içinde vadesi gelmiş acil ödenmesi gereken 180 milyar dolar acil nakit likidite ihtiyacı.

Bu, işin görünen tarafı…

      Krizi doğuran sebeplerin neler olduğuna dair hemen her kes tarafından çok şeyler söylenebilir. Kitaplar dolusu yazılar yazılabilir  ve günlerce konuşulabilir.

      Seksen milyon nüfuslu ülkenin, nüfusunun yarısından fazlasının istihdama, yani iş gücüne ve üretime katılmadığı ve sadece tüketime yönelik yaşamın getirdiği sorunlardan tutun da, sanayi üretim araçlarının zamanın ruhuna uygun verimli ve kaliteli üretim adına ve haklı olarak yüksek teknolojik araçlarla yenilenmesinin getirdiği yine yüksek oranlardaki döviz borçlanması da dahil olmak üzere çok uç noktalara kadar konuların etki edebileceği bir durum.

      İsterikli olarak işgücüne ve üretime katılmayan, hiç bir işi beğenmeyen yada verilen ücreti daima  az bulan, neredeyse hep parasız yaşamayı öğrenen, sayıları hiç de azımsanmayacak, hep ve her zaman kalifiye tüketici parazitlerden tutun da,

mevcut nüfusun yüzde 12’sine tekabül eden on milyon yabancının, yerli tarım ve sanayisi neredeyse atıl durumda bırakılmış, dövize bağlı  fahiş fiyatlarla borçlanılan ve ithal edilen emtiaları sadece konuk ya da kaçak olarak, kıt kanaat üretilen yerli kaynaklarımızı tüketmenin etkileri bile krizin nerelerden etkilenebileceğinin birer örneği olabilir.

      Krizin sadece  ”ekonomik kriz” olarak kalmayıp, çok yakın zamanda toplumun birçok kesiminde derin yaralar açacağı da şimdiden görülmektedir.

       Çalışanların önemli kesiminin özel ve kamu sektörde ücretli olduğu, alım gücünün bu denli keskin düşüş gösterdiği ekonomik buhran döneminde toplumda sosyal patlamaların baş göstermesi muhakkaktır.

Kaldı ki, bir kaç gün önce bir vatandaşımız oğluna okuduğu okulun mecbur kıldığı yeni pantolonu alamadığı için gurur yapıp intihar ettiğini hepimiz acı ve üzüntü içinde okuduk. Umulan o ki, daha yoğun toplumsal olaylar için bir başlangıç olmaz.       

      Zaman bunu gösterecektir.

      Ücretli çalışanların alım gücünün zayıflaması, raflardan zar zor da olsa alınabilen ürünlerin aynı bütçeyle temin edilememesi, yaşam şartlarının ne kadar ağırlaştığının bir göstergesi olsa gerek.

     Hemen her sektörde, sattığı malı yerine koymakta zorlanan esnaf, tüccar, bazı önemli ürünleri satmaktan da imtina eder duruma gelmiştir.

       Tarım üreticisine yeterli desteğin verilmemesi ve nispeten daha ucuza ithalata yönelmenin bedelini şimdi daha ağır bir bedelle ödemek durumundayız. Toprağımız ekilememekten adeta çoraklaşıyor.

       Ne olduğu belli olmayan kimyasal yüklü, genetiği bozulmuş ithal tohum kullanmaktan ekilen verimli topraklarımızın da genetiği bozuldu. İthal tohumla ekilen arazi ertesi yıl ürün verememektedir. Ne olduğunu gerçekten bilmediğimiz bu ithal tohum ürünleri ve hazır gıdayı tüketmekten bizim de kimyamız bozulmak üzeredir.

       Her yönüyle yeniden düzenlenmiş yerli ve doğal ürün elde edebileceğimiz bir tarım politikası uygulamaya koymalıyız.

       Sanayi malı üreticisi döviz kur’unun yükselmesinden dolayı hammadde ve ara montaj malzemesi temin edemez hale gelmiştir.

        Ekonomi uzmanlarınca hemen her akşam tv. programlarında ve köşe yazılarında dile getirdiği 2002 yılından bu yana yüksek faizle temin edilen, neredeyse tamamına yakını konut-beton sektörüne yatırılan yaklaşık 650-700 milyar doların sadece %25’i sanayi ve imalat sektörüne, %05’i tarım sektörüne aktarılmış olsaydı hem kalıcı istihdam sağlanmış hem de katma değer yaratılmış olurdu.

Ülkemiz şu an içinde bulunduğu darboğazı yaşamak durumunda kalmazdı. Üretim ve istihdam ekonominin can damarlarıdır.

        Bir başka önemli saptama ise; iktidarın, evrensel hukuk ve ekonomik kurallarını hiçe sayan rantsal ve keyfi uygulamalarının karşısında etkin bir muhalefetin olmamasıdır.

        Hazine ve Maliye Bakanı Sayın Berat Albayrak’ın açıkladığı ekonomik tedbir paketinin de sorunun çözümüne yeterli bir önlem olmadığı bizzat kendi programlarından beyanatlarla görülmektedir.

        “Kamu ve Özel sektör işbirliği projeleri devam edecektir” minvalinde yapılan açıklama, bu ekonomik tedbir paketinin tasarruf ve tedbire yönelik bir paket olmadığını, yeniden dövizle borçlanarak devam eden veya yeni büyük projelerin hayata geçirileceğinin bir göstergesi durumundadır.

       Hükümet daha radikal ve toplum refahını öngören acil ve kalıcı tedbirler almalıdır.           

        Ekonomik krize somut bir çözüm önerisi getirmeden “kriz kısa sürede toparlanabilir” diyebilen ekonomiden sorumlu genel başkan yardımcılarının, iktidarın düşüncesinden farklı herhangi düşünceye sahip olmadıkları gibi, yüksek katlı balkonlarından krizi algılayamadıkları ve çözüme dair bir programının olmadığını belli edercesine açıklamalarda bulunmaları son derece üzüntü vericidir.

         Muhalefetin görevi,hükümetin yanlış karar ve uygulamalarına karşı doğru çözüm önerilerini sunmak ve uygulamalarını sağlamaktır.

     Sağlam yapılanmış bir muhalefet iktidarın ortağıdır. 

        Sorun büyük ve derindir. 

                                                                                  25.09.2018

                                                                              Rufay KARAHAN