NİLGÜN GULENBAY

NİLGÜN GULENBAY

                           TÜRKİYE VE GELECEK İÇİN ÜRETİM YÖNTEMLERİ

    Türkiye ekonomik sosyal ve toplumsal bir krizin pençesinde, kapitalist ekonomik örgütlenme Türkiye'yi halkının ihtiyaçlarını karşılayamaz duruma getirmiştir.

    Yaklaşık 35 yıldır büyük uluslararası şirketlerin pazarı haline getirilen ülkemizde, üretim ekonomisi durma noktasına gelmiş, artık en temel gıda maddeleri bile çok yüksek fiyatlarla satılır olmuştur. Yurdumuzda işsizlik oranları %13 e, genç işsizlik oranları %20 lere ulaşmıştır.

    Kentlerimiz, rantiyeciliğe teslim edilmiş, yine yaklaşık 35 yıldır inşaat sektörünü ekonominin lokomotifi haline getirmenin ekonomik, toplumsal, çevresel bedelini ödemektedirler. Kentler üretemeyen, sadece tüketen milyonlarla tıkış tıkış doldurulmuştur.

     Mesleğe yeni başlamış genç bir hekim iken, çalıştığım bir hastanenin sağ siyasete yakın Başhekimi ile insanlarımızın cahil bırakılışını, yoksulluğunu ve çaresizliğini vurguladığım konuşmamızda bana bunları çokta dert etmemem gerektiğini belirtmek için Başhekimimiz "Tabi piyasa kırıcılara da ihtiyaç var" demişti. O zaman sömürü ifadeleri içermesine karşın tam anlam veremediğim bu söz şimdi tüm çıplaklığı ile karşımda duruyor.

     Vatandaşlarımız, uluslararası şirketlerin sömürdüğü, üretme alışkanlığı olmayan, yaşamlarını tüketim hedefine endekslemiş, bunun için de, robotlaştıran bir çalışma yaşamı içerisinde evle iş arasında koşturarak ne yazık ki yaşamlarını sevdiklerine dahi zaman ayıramadan tüketmektedirler. Bu sistem içerisinde bireysel farklılıkların , yeteneklerin, gelişme isteğinin ve insanın değeri yoktur. Birey muktedirlere ve para babalarına kazandırdığı kadar değerlidir.

     İşte şu anda Türkiye'nin yaşadığı ekonomik, toplumsal, sosyal ve hatta psikolojik çöküntünün nedeni bireyi robotlaştıran bu kapitalist değerler sistemidir. Burda bir parantez açmak gerekirse ne yazık ki bilişim teknolojileri de, özellikle gençlerimizin beynini kapitalist değerlerle yıkayarak  insanlarımızın robotlaştırılmasına hizmet etmektedir.

     İnsanı tatmin  ve mutlu eden ,aslında da gerçekten var eden, çalışmak ,faydalı olmak ve üretmektir. Şu anda Türkiye vatandaşlarını yaptığı üretimle, besleyemez konuma gelmiştir. Eti,buğdayı, mercimeği ve hatta samanı bile ithal ediyoruz. Bu durum hem cari açığımızı arttırdığı gibi hem de soruna çare olmamakta, temel gıda maddesi fiyatları sürekli yükselmektedir. Acil olarak tarımda ve hayvancılıkta üretimi ve istihdamı artırmamız gerekmektedir. İvedilikle uygulamaya konulacak yeni bir modelle, vatandaşlarımızı sağlıklı besleyebilir ve işsiz gençlerimize, tarım ve hayvancılıkta iş olanakları sağlayabiliriz.

     CHP nin eski Genel Başkanı Bülent Ecevit'in hayali olan Köy- Kent projesi ve ekip biçecek arazisi olmayan vatandaşlarımıza toprak vererek, tarım ve hayvancılıkta devlet desteği ile  birlikte bu sorunu bütün vatandaşlarımızı mutlu edecek şekilde çözebiliriz.

     Köy-Kent projesinde, birbirine yakın 5-10 köy, üretim bazında, kooperatifleşme vasıtasıyla bir araya gelmekte, bu kooperatifler aracılığıyla ürettikleri malı, kendileri tüketiciye aracısız olarak ulaştırabilmektedirler. Bu da üreticinin, ürettiklerini ederi değerinde satabilmesi ve zenginleşmesi demektir. Yine bu kooperatifler bünyesinde istihdam edilecek, ziraat mühendisleri, veterinerler köylümüze modern ve bilimsel, tarım ve hayvancılık yapmayı öğretebilecekler, bu da verimi, kaliteyi  daha da artıracaktır.  Böylece pek çok işsiz ziraat mühendisimize, veterinerimize ve belki de şu anda aklıma gelmeyen diğer uzmanlık alanlarında iş imkanı sağlanacaktır. Kooperatifleşmeyle zenginleşen köylümüz ürettii yöresel ürünleri işlemek için sanayi tesisleri kurabilecekler, bu da daha fazla gencimize iş imkanı yaratacaktır.

   Genç nesillerin  üretmeyi alışkanlık haline getirebilmesinin temelleri kuşkusuz eğitim ile atılmaktadır. Üretim, sadece mal değil, sanat eseri , düşünce hatta davranış tarzı yaratmayı kapsamaktadır. Bu vasıflara sahip gençleri yetiştirmek için eğitim sistemimizde acilen köklü değişiklikler yapmak zorundayız.

    Benim kanımca, okula başlayan, çocuklarımıza ilk ders olarak doğa sevgisini ve bir şeyler yaratmayı , üretmeyi öğretmeliyiz. Bunun için de en geç ilkokula başlayan çocuklarımız, ilk ders olarak, hayvan sevgisini onlara bakabilmeyi, bir ağaç yada sebze fidanı dikerek onların yetiştirilmesi ve bakımını üstlenebilmeyi öğrenmelidir. Çocuklarımızı birbirleriyle yarış atı gibi yarıştıran dolayısıyla onlara birbirleriyle dayanışmayı değil de sadece rekabeti öğreten ezberci ve test usulüne dayanan eğitim sistemini terk etmeliyiz. Öğrendikleri teorik bilgileri mutlaka pratik olarak deneyebilmeli, tartışabilmeli ve deneyimlerinin üzerine kendilerince katkı yapabilme olanakları sunulmalıdır. Öğretmen sadece bilgiyi öğreten değil, onları özgür düşüncenin ufuklarına seyahat etmede cesaretlendiren ve yol gösteren bir rehber olmalıdır.

     Bir anne olarak, çocuklarımıza çok lüzumsuz, hiç bir işe yaramayan hatta eğitimden soğutan düzeylerinin çok üzerinde teorik bilgi yüklendiğini düşünüyorum. Oysa bilimin ve bilimsel düşüncenin temelini öğretmek, özellikle ilgi alanlarını tespit ederek bilim, teknoloji yada sanat dallarında araştırma, deneyimleme, üretim olanakları ile çocuklarımızı ve gençlerimizi buluşturmak onları üretken ve yaratıcı beyinler olarak yetiştirecektir.

    Kapitalist sistemin robotlaştırmaya çalıştığı insanlar olarak neden çoğumuz mutlu değiliz. Doğamıza aykırı yaşadığımız, doğadan koptuğumuz, insan olmanın en önemli vasfı düşünmekten ve üretmekten alıkonulduğumuz için mutlu değiliz.

    Ülkemiz için acil olarak alınabilecek bir önlem olarak gördüğüm Köy- Kent projesi üretimsizliğin ciddi düzeyde aşılmasına, insanlarımızın, özellikle gençlerimizin beton yığını haline gelmiş mecburen balık istifi halinde yaşadıkları kentlerden, doğayla baş başa  daha zengin ve üretken yaşayabilecekleri kırsal alana dönüşünü de sağlayacaktır. Türkiye böyle bir üretim modeliyle, olumlu ekonomik toplumsal sosyal sonuçlara kısa sürede ulaşacak ve geleceğe daha güvenle bakacaktır.

     Ben bu kısa yazımda eğitim ve üretim konusunda fikir vermek amacıyla kısa bir değerlendirme yaptım. Ancak bu konuların her biri  uygulama alanında daha derinlemesine irdelenmeli, açılmalı ve çeşitlendirilmelidir.

     İnsanlarımızın  özellikle çocuklarımızın ve gençlerimizin her anlamda üretken bireyler haline getirilmesi, kapitalist sistemin bizi içine düşürdüğü sömürü tuzağından çıkmamızın ve mutlu olmamızın tek yoludur.

 

                                                                   NİLGÜN GÜLENBAY

                                                                        15.03.2019