SÖNMEZ ÇETİNKAYA

SÖNMEZ ÇETİNKAYA

YENİ BİR SOĞUK SAVAŞ DÖNEMİ Mİ?

Geçen hafta uluslararası platformda iki ilginç gelişme yaşandı.

İlki, önceki yazımda yer verdiğim, Trump’in İngiltere’ye inip, ülke siyasi atmosferinde neden olduğu fırtınaydı.

Trump’ın bu inişinin 2. Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru, Batı Avrupa’yı Hitler’in  işgal ve tehditlerinden kurtarmak için ABD askerlerinin İngiltere üzerinden Normandiya’ya çıkarma yapmalarının 75.yılı anma törenlerine denk gelmesi veya getirilmesi bir hayli dikkat çekiciydi.

İkincisi, aynı günlerde Çin Başkanı Xi Jinping’in, Putin’in daveti üzerine Moskova’yı ziyareti ve St.Petersburg Uluslararası Ekonomik Forumu’na katılmasıydı.

Aynı günlere denk gelen bu iki ilginç olay, haklı olarak ” ne oluyor; dünya yeni bir soğuk savaşa mı gidiyor?” sorularının sorulmasına neden oldu.

Genç okuyuculardan bazıları ” soğuk savaş ” kavramıyla tanışmamış olabilir, diye düşünerek hemen ekleyelim:
Soğuk Savaş, 2.Dünya Savaşı sonrası iki süper güç olarak ortaya çıkan ABD ve SSCB ( Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ) liderliklerinde oluşan Batı’nın NATO’su ve Doğu’nun Varşova Paktı arasındaki siyasi ve askeri gerginlik sürecine verilen addır.

ABD ve müttefiklerinin  1970’lerde, başlattığı ” neo-liberal” politikaların giderek küreselleştirildiği hatırlanacaktır. Bu süreçten bizim ülkemiz de 12 Eylül 1980 darbesi ve Özalizm ile payını almıştı.

1980’lerin sonunda SSCB’nin başına geçen Gorbaçov, Glasnost ( açıklık ) ve Perestroyka ( yeniden yapılanma ) programlarını ortaya koymuş ve silahlanmanın sınırlandırılması için ABD ile anlaşma yapmıştı.  Ancak bütün bunlara karşın, iyice hantallaşıp bir hayli verimsiz hale gelmiş sistemin çöküşünü engelleyememişti.

Ardından da, 1989’da Berlin Duvarı yıkılmıştı.

1990’da ABD ile aradaki buzları eritip, borç istemesi Gorbaçov’a Nobel Barış Ödülü’nü getirmişti. Ancak yeniden eski düzene dönmek isteyen KGB ve en yakın arkadaşlarının yönetimindeki parti diktasının organı olan ordunun darbesine maruz kalmıştı. Darbe bastırılıp Gorbaçov Ağustos 1991’de devlet başkanlığını yeniden eline geçirmişti. Ancak aynı yılın Aralık ayında görevi bırakmak zorunda kalmıştı.

Böylece Rusya’da açılan yeni dönemle, yarım yüzyıla yakın süren soğuk savaş sona ermiş oldu.

2. Dünya Savaşı’ının ardından benimsenen terminoloji ile iki “süper güç”ten biri olan SSCB böylece çökünce, ABD’nin dünyanın tek süper gücü haline geldiği yeni bir döneme girildi.

ABD, bütün dünyada askeri, ekonomik, politik ve ideolojik alanlarda belirleyici olma gücünü elde ederken, Rusya sadece askeri güç olarak rekabet edebilir olmanın ötesinde değildi artık!

ABD’nin süper güç konumunu elde etmesinin, en önemli nedenlerinden biri de;( Birleşmiş Milletler Örgütü) BM’nin her açıdan zayıf bırakılmış olmasıydı.

Bu zafiyet yanında, BM Antlaşması’nın, açık ve net olmadığı için hala tartışılan 51. maddesi, ABD’nin süper güç konumunu genellikle istismar etmesine, koruması altındaki İsrail vb ülkelerin de benzer şekilde davranmasına fırsat  sağlıyordu.

Sonuçta; muhatap ülkeler ile barışçı müzakereler yoluyla halledilebilecek sorunlarda, ABD ya silahlı müdahale; ya da ekonomik ambargolar ile işine geldiği gibi davranabiliyordu.

Ancak epeydir, Çin’in başta yüksek teknoloji olmak üzere birçok alanda yükselişine bakan bazı batılı gözlemciler; yeni Çin’in, eski SSCB’nin bıraktığı boşluğu doldurup, ABD’yi dengeleyebilecek bir güce ulaşıp ulaşamayacağını sorgulamaya başladılar.

Bir çok başka gözlemci ise, yakın gelecekte böyle bir olasılığa şans tanımıyordu.

Diğer yandan, son zamanlardaki bazı gelişmelere yakından bakıldığında; böyle bir dönemi en çok isteyenin Putin olduğuna dair izlenim almak mümkün gibi görünüyor.

Bilindiği gibi altı yıl önce, 2013 yılı sonlarında, Rusya sınırındaki Rus kökenli Ukraynalılar, başkent siyasetçilerinin AB ile girdiği yeni işbirliği kararını protesto için ayaklandılar. Ukrayna toprağı Kırım, Ruslar tarafından işgal edildi. Rusya sınırında ayaklananlar ise bağımsızlıklarını ilan ettiler.

Obama döneminde yürürlüğe giren ambargolardan kurtulabilmek için, Putin’in  ajanlarının 2016 Kasım ayındaki ABD başkanlık seçimleri kampanya döneminde, Hillary Clinton’un seçilmesini engelleyip, Trump’ın kazanması için kirli işlere bulaştıkları kısa sürede ortaya çıktı. Böylece, Trump’ın ambargolar konusunda eli kolu bağlanmış oldu. Putin’in beklentisi de bu şekilde suya düştü.Bunun üzerinde ABD’nin o dönem ki Başkan’ı Obama’nın dört başkanlık kararnamesi, ardından Kongre’den çıkan yasa ile Rusya’ya ambargo başlatıldı. Daha sonra Mart 2018’de, Rus ajanların İngiltere’de kimyasal silahla cinayet işledikleri gerekçesiyle, ABD’nin ambargo kararına Kanada ve AB de katılma kararı aldı . Bugüne kadar ambargolar, her yıl biraz daha ağırlaştırılarak gelindi.

Putin’in KGB artığı ajanları, bu tür oyunları sadece ABD’de değil AB ülkelerinde de oynadı. Fransa, İtalya, Macaristan ve Avusturya’nın, aşırı sağ faşist eğilimli partilerine maddi destekler sağlayarak onların Avrupa Parlamentosu’nda güç kazanmalarını bekledi. Bundan da istediği sonucu elde edemedi.

Son olarak, Trump’ın İngiltere gezisinin ardından katıldığı Normandiya Çıkarması’nın 75.yıl anma törenlerinde NATO’nun ağır topları dayanışma gösterisi sergilerken, tesadüfen aynı gün, Putin ülkesine davet ettiği Çin Başkanı Xi Jinping ile Moskova’da buluştu. Ardından, St.Petersburg Uluslararası 

Ekonomi Forumu’nun yıllık toplantısına birlikte katıldılar.

İşte bu buluşma, uluslararası basında Soğuk Savaş tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Bu tartışmalardan biri geçen hafta Aljazeera International’da yapıldı.

Rus, Çin’li ve ABD’li üç analistten oluşan panelde;  Rus analist Victor Olevich, 2.Savaşın ardından ABD’nin başlattığı
” Pax-Americana” sürecini dönüştüren Trump’ın, ambargo ve ticaret savaşlarıyla, her iki ülkeye soğuk savaş açtığını söylemekten çekinmedi. Ancak Çin’in ulaştığı ekonomik ve askeri gücün, pek yakında bu durumu tersine çevirip, ABD’yi geçecek olmasının ABD’nin en büyük kaygısı olduğuna işaret etti.

Çin’li analist Einer Tangen ise, Trump’ın, şimdiye değin izlediği siyaset ile ” kriz üreticisi ” olması nedeniyle bir soğuk savaş olasılığını red edemese de; Çin ile Rusya arasındaki bu yakınlaşmayı şimdilik ” mantık evliliği ” olarak gördüğünü söyledi.

 

 

ABD’li analist Steven Rogers ise, Rus ve Çin’li liderlerin Moskova buluşmasıyla, ABD’ye karşı geçici bir kaldıraç arayışında olduklarına değinerek, Çin/ABD ticaretinin hacminin farkında olan Xi Jinping’in, günün sonunda, ABD ile ilişkileri bozmayacağını düşündüğünü vurguladı.

Reel veriler ışığında bakıldığında öyle anlaşılıyor ki; Putin’in ihtirasla yüklü çabalarına karşın, ortada dünyayı yeni bir soğuk savaş dönemine sokacak nesnel koşullar pek görünmüyor.

Duygusallık bir kenara konularak değerlendirildiğinde,  ABD’nin ekonomik, askeri ve siyasi etki olarak, hala dünyanın en güçlü ülkesi olduğunu tespit etmek gerekiyor.

O nedenle, Aljazeera’daki söz konusu panele katılan ABD’li analistin dediği gibi, ” soğuk savaş ” gibi fantastik söylemler zamanın ruhunun kavranamamasının sonucu! Çünkü nesnel koşullar, üç liderin bir süre sonra bir araya gelip,  küresel ekonominin yeniden düzenlenmesi üzerinde görüş birliğine varmalarını dayatıyor.

Bu durumda, biz ne yapacağız sorusunun yanıtı nedir; diye sorulacak olursa; zamanın ruhunun çaresizce bize de dayattığı üç ana parametre olan, ekonomik ve askeri açıdan gücümüz yanında siyasi etki açısından uluslararası ağırlığımıza bakarak, okuyucunun kendi yanıtını kendisine bırakmak en doğrusu olur herhalde!

22.06.019/ANKARA