ENİS TÜTÜNCÜ

ENİS TÜTÜNCÜ

ENİS TÜTÜNCÜ YAZDI-

AMASYA TAMİMİ’NDEN 23 HAZİRAN’A UZANAN SÜRECİN ANLAMI: EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR.

Mustafa Kemal’in önderliğinde Kurtuluş Mücadelesi’ne uzanan süreçte 22 Haziran 1919’da yayımlanan Amasya Tamimi, Türkiye’nin yönetim biçiminin, devlet ve halk, iktidar ve yurttaş ilişkisinde olması gereken ana eksenin belirlendiği şu düşünce üzerine oturtulmuştur:

Milletin istiklalini, yine milletin azim ve kararı belirleyecektir. Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir.

Rastlantıya bakın ki 31 Mart yerel seçimlerinden sonra ortaya çıkan tablo, bu sözlerin taşıdığı hayati önemi bir kez daha hissettirmiştir. İstanbul seçiminde halkın iradesini yok sayan YSK kararına tepki öylesine büyük oldu ki, yakın tarihi yazacak olanlar şu gerçeğin kesinlikle altını çizecekler:

23 Haziran İstanbul seçiminde sandığa gidenler egemenliğin kayıtsız şartsız milletin olduğu ilkesini oylarıyla kanıtlamışlardır.

İşte 23 Haziran gibi tarihi bir dönemeç öncesi Enis Tütüncü Amasya Tamimi’nin ne anlama geldiğini yazdı:

 

 

 

100 YIL DÖNÜMÜNDE AMASYA TAMİMİ’NİN TAŞIDIĞI DEĞER VE ANLAM

Bugün Amasya Tamimi’nin 100. yıl dönümüdür.

22 Haziran 1919’da yayımlanan Tamim(genelge), Cumhuriyet tarihimiz açısından yaşamsal değere sahiptir.

Çünkü egemenliğin nasıl kullanılacağı ile ilgili mesaj, Amasya Tamimi’nde verilmiştir:

“Milletin istiklalini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.” (22Haziran 1919)

Bu yaşamsal mesaj sonrasında toplanan Erzurum (23 Tem.-7 Ağust. 1919) ve Sıvas (4-9 Eylül 1919) Kongrelerinde, kurul kararı olarak benimsenmiştir. Büyük Millet Meclisi’nin 23 Nisan 1920’de açıldığı gün ise, Atatürk’ün önerisiyle esas ilkeye dönüştürülüp şöyle kabul edilmiştir:

“Meclis’te beliren milli iradeyi, gerçekten vatan alın yazısına hakim kılmak esas ilkedir. Büyük Millet Meclisi’nin üstünde bir kuvvet mevcut değildir.”

Bu esas ilke, Türkiye’nin kurtuluşunun ve kuruluşunun temel dayanağı olmuş; hem 1921 Anayasasında (1’inci mad.), hem de 1924 Anayasasında (2’nci mad.) yer almıştır.

Hakimiyet Bilakaydüşart Milletindir.”

Büyük Millet Meclisi, bu ilkeye öylesine titizlikle sahip çıkmıştır ki, Atatürk bir ara,“Meclis’i feshetme ve seçimleri yenileme yetkisini”eline alma düşüncesini, olası tepkileri duyumsayarak Meclis gündemine getirmeyi uygun bulmamıştır.

Bu esas ilke, 1945 yılında ise bugünkü konuştuğumuz dil ile ifade edilmiştir.

“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.”

Aynı ilke, gerek 1961 Anayasasında (4’üncü mad.), gerekse 1982 Anayasasında (6’ncı mad.) yerini ve önemini korumuştur.

Öte yandan bu ilkeye,demokrasinin geliştirilmesi açısından daha da önem kazandırılmış, 1961 ve 1982 Anayasalarında millet egemenliğinin nasıl kullanılacağı konusunda düzenlemeye gidilmiştir.

“Türk Milleti egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre yetkili organlar eliyle kullanır.”

Kastedilen yetkili organlar bilindiği üzere; yürütme, yasama ve yargıdır.

Bu üç organın elindeki erkler/güçler birbirinden ayrı olarak kurgulanmıştır.Ayrıca erkler arasında, dengeleme ve denetim mekanizmaları oluşturulmuştur.

Söz konusu iki anayasada, Millet yetkisinin kullanılması konusu öylesine önemsenmiştir ki,“egemenliğin kullanılmasının, hiçbir surette bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamayacağı; hiç kimsenin veya organın kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisini kullanamayacağı” özellikle vurgulanmıştır.

Bilindiği üzere Türkiye, çeşitli askeri müdahalelere rağmen, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” esas ilkesi uyarınca,katılımcı-çoğulcu parlamenter demokrasinin yerleştirilmesi yolunda kararlılıkla yürümekteydi. Ancak bu kararlı yürüyüş, 2014 yılında Sayın Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçilmesiyle birlikte sekteye uğratılmış, sonrasında yapılan 2016 Anayasaya Referandumu ve 24 Haziran seçimleriyle de, fiilen  ortadan kaldırılmıştır.

Sonuç itibariyle, Türkiye’nin kurtuluşunun ve kuruluşunun temel dayanağı olan Millet’in egemenlik hakkı, Atatürk’ten dahi esirgenen Meclis’in fesih yetkisiyle birlikte, Erdoğan’a teslim edilmiştir.

Bu yanlışlık sonucunda:

Yurttaş ile Meclis arasında, gönül ve hizmet köprüsü oluşturan milletvekilliği, yaşamsal işlevini yitirmiştir.

Meclis, simgesel konuma dönüştürülmüştür.

Başbakanlık ve Bakanlar Kurulu kaldırılmıştır.

Hangi bakanlıkların kurulacağına ve buralara kimilerin atanacağına tek adam karar vermektedir.

Atanan bakanların Meclis’e karşı herhangi bir sorumluluğu bulunmamaktadır.

Güvenoyu, gensoru, hesap verme söz konusu değildir.

Anayasa Mahkemesi’nin 15 üyesinden 12’sini doğrudan Cumhurbaşkanı atayabilmektedir.

Yargı bağımsızlığı ortadan kaldırılmıştır.

Cumhurbaşkanı, milli güvenlik politikalarını tek başına belirlemeve aynı zamanda OHAL ilan etme yetkisine sahip kılınmıştır.

Demokrasi açısından değinilen yaşamsal yetkilerin tek kişinin elinde toplanması dünyada örneği olmayan ucube bir başkanlık sistemi ortaya çıkarmıştır.

Türkiye adım adım,tek adam diktatörlüğüne sürüklenmektedir.

Bu itibarla; Büyük Millet Meclisinin açıldığı gün(23 Nisan 1920), Atatürk’ün önerisiyle esas ilkeye dönüştürülüp kabul edilen Amasya Tamimi, günümüz koşullarında daha da değer kazanmıştır.

“Milletin istiklalini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.”

“Meclis’te beliren milli iradeyi, gerçekten vatan alın yazısına hakim kılmak esas ilkedir. Büyük Millet Meclisinin üstünde bir kuvvet mevcut değildir.”

Türkiye’nin kurtuluşunun ve kuruluşunun temel dayanağı olan bu esas ilkeye, Milletimiz en kısa zamanda yeniden sahip çıkacak, katılımcı çoğulcu güçlü parlamenter sistemi ve tam demokratik Cumhuriyeti mutlaka yerleştirilecektir. Bunun teminatı Türkiye’nin genç kuşaklarıdır.

Çünkü Cumhuriyeti gençlere emanet eden Atatürk demiştir ki; “Gerçek demokrasi ile bu memleketin kurtulabileceği inancımda samimi olduğuma inanmanız ve bana güvenmeniz gerekir.”

Türk Milletinin genç evlatlarının, Atatürk’ün kendilerine emanet ettiği Cumhuriyeti, O’nun istediği“Tam Demokratik Cumhuriyet”düzeyine yükselteceklerine olan inancımız tamdır.

23 haziran İstanbul seçimi bu açıdan unutulmayacak bir örnek oluşturacaktır.

                             22.06.2019 / ANKARA