RUFAY KARAHAN

RUFAY KARAHAN

 

 

 23 HAZİRAN SEÇİMLERİ “BEKA” VE ÖTESİ

     31 Mart seçimlerinden önce siyasi partilerin propaganda çalışmaları döneminde Sn.Cumhurbaşkanı, aynı zamanda Ak parti Gn.Başkanı sıfatıyla yaptığı çalışmalarda yüksek irtifada söylemlerle  ötekileştirci, kimlik ayrıştırıcılığana varan söylemlerle adeta savaş davullarını çaldı görüntüsü verdi.

      Bu davullara elinde tokmakla vuruş hızını ve çıkaracağı sesin volümünü düşünmeden ve düşürmeden MHP Lideri Sn.Devlet Bahçeli’de eşlik etti.

Ülkenin bekasının tehlikede olduğu savıyla adeta ülkenin muhalefet bileşenlerini başka bir ülkenin savaşan halkı olarak gösterdiler ve bu söylemin üzerine üzerine gittiler.

      Oysa, ülkenin bekası ne ana muhalefet partisi ve seçim ittifakı bileşenlerinin seçimi kazanmalarına müteakip olarak tehlikedeydi, ne de halkı kışkırtmaya ve diş bilemeye değecek bir kaygı söz konusu değildi.

Hiçbir seçim ve seçim sonucu, hiçbir koltuk, makam, para, mevki bu güzelim ülkenin halkını kışkırtıp , kaosa sürüklemeye, geleceğini karartmaya, ayrıştırmaya, bölmeye  değmez. 

      Türkiye Cumhuriyeti’nin  geleceğine yönelik bir “beka” sorunundan hakikaten bahsedilecekse, bu konu aslında İktidar muktedirleri tarafından sürekli gündemde tutulan sert söylemlerle toplumun sosyal dengesinin ve gittikçe kötüleşen ekonominin yaratmış olduğu toplumsal psikolojik bozulmuşluğunun ileride bir beka sorunu yaratabileceğini görmezlikten gelindiğinden bahsedilebilir.

“Beka söylemi” tutmadı.

“Beka” tutmadı, çünkü; hemen seçimin ertesi gününden itibaren artık hiç konuşulmadı.

Demek ki bir beka sorunu yoktur.

    

  Hatırlanacağı üzere, beka söylemine en önemli dayanak, Muhalefetin yerel seçimleri kazanmaları halinde HDP ile seçim söylemlerinden kaynaklı olarak, kamu kuruluşu sayılan Belediyelerde bundan sonra PKK’lıların görev alacağı ve hatta  elektrik ,su, gaz faturalarını bu kişilerin evlerimize kadar getirecekleriyle ilgili topluma korku salmak  ve ajitasyon cümleler ile derin panik yaratmaktı.

    Başta Ankara olmak üzere, CHP ve seçim ittifak bileşenlerinin, özellikle de HDP seçmeninin blok oylarının katkılarıyla kazanılan bir çok Büyükşehir Belediye Başkanlıklarının yönetim kadrolarının asli atamaları yapıldığı halde, bırakın şunu bunu, HDP kadrolarından bir kişinin dahi yönetimlere atandığı kamuoyunca duyulmadı.

Zaten kamuoyundaki genel kanı, Ak Partinin ve onun hukuken sorumsuz İktidar Ortağı Sn.Bahçeli tarafından ülkemizde bir “Beka” sorunu olduğunun değil, asıl sorunun yerel yönetim seçimlerinde hangi önemli rant yaratan ve eşe dosta kaynak olarak aktarılan Belediye Başkanlıklarının kaybedileceğiyle ilgili beka sorununun olduğudur.

Demek ki burada da beka sorunu yok.

 

   Hatırlanacağı üzere, 24 Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği Genel Seçimlerinin propaganda dönemlerinde İktidar ve yandaşları tarafından yoğun olarak kullanılan “istikrar” kelimesinin, özellikle de;   “siyasi istikrarı devam ettirin şehit kanı dursun, pahalılık bitsin” temalarını işlemek, ekonomi ve siyasetin geleceği ile ilgili olarak “ milli ve yerli “ söylemleri  vatandaşın aklında bir soru işareti bıraktığı seçim sonuçlarından anlaşılmıştır.

Ne yazık ki, aynı iktidar, Başkanlık sisteminin doğal sonucu olarak, tek adam yönetiminin önerme ve istekleri doğrultusunda, Parlamenter demokrasinin devre dışı bırakılması sonucu, işlev göremez haliyle, ama  meclis çoğunluğun vermiş olduğu kararlarla daha da güçlendirilmiş halde devam ediyor olmasına rağmen ne çatışmalar durmuş ne de pahalılık sona ermiş oldu.

Tam aksine, son dönemlerde gencecik çocuklar çatışmalarda her gün kaybediliyor ve kara toprağa veriliyor.

Ağır Sanayi, tarım, hayvancılık, küçük ve orta ölçekli kobiler, yan sanayi ve  taahhüt sektörü dahil olmak üzere  ülke ekonomisinin hali içler acısı.

Analizlere, yorumlara ve kategorik tespitlere  mahal vermeyecek kadar açık ve aleni görünen yoksulluk, toplumda, doğuştan hak olan bireysel yaşam hakkı ve kişilik hakları ve değer yargılarıyla bir bütün olarak ailenin korunması  hakkı bireylerin elinden kayıp gitmektedir.

“Milli ve yerli”  söylemi de tutmadı.

Diş politikayı bu yazıda es geçmek gerekiyor.

Zira; ülkenin dört bir yanında, her biri akşamdan sabaha kadar sürecek ve  tartışma konusu olacak önemli sorunlarla gündem konusudur.

Akdeniz’de şimdilik önemli ölçüde var olduğu ve bulunduğu söylenen  doğal gaz rezervleri sebebiyle ABD, Fransa, İngiltere, İtalya, Yunanistan, Suriye ve Suriye ittifakından kaynaklı Rusya’nın da dahil olduğu bir kaynar kazanda Savaş gemileri ve devasa uçak gemileriyle Akdeniz  rengarenk bir vaziyette.

Çıt denilse kıvılcım çıkacak vaziyette.

17 Nisan 2017 tarihinde bir yazımda tarihsel durumunu ve isim vererek harita üzerinde göstererek bahsettiğimiz, Yunanistan tarafından sessiz ve derinden işgal ve ilhak edilen ege adaları üzerinde hakimiyetinin tescili ve kara sularının genişletilmesi konusu’nun Nato marifetiyle sıkıştırılarak ve  Rusya’dan alınan S 400 Savunma Sistemlerinin Amerikan Silah Üreticilerine vermiş olduğu rahatsızlığı, ABD tarafından ayan beyan  ifade edilerek Trakya sınırımızda  tatbikat bahanesiyle devasa silah yığınaklarının yapılması ayrı bir konu olarak işlenilmelidir.

Kazan kazana dayalı ve sıfır sorunlu dış politika da, Beka ve milli söylem bakımından  tutmadı.

    Yüksek Seçim Kurulu ( YSK )’nun 31 mart 2019 yerel Yönetim Seçimleri ile ilgili olarak Cumhuriyet tarihinde eşi benzeri görülmemiş haksız ve hukuktan yoksun ( 7’ye 4 garabeti olarak ) bir karar vermesi sonucu, kazanılmış bir Belediye Başkanlığının mazbatasının iadesi ve hakkının gasp edilmesi ve  sadece İstanbul Büyükşehir belediye başkanlığı seçimlerinin yenilenmesine  hükmetmesi, aslında hayli zamandır güven duyulan kurumlar sıralamasında  alt sıralarda yer alan Hukuk’un neredeyse yok olmasının algısına sebep olmuştur.

Ulusal ve uluslararası kamuoyu artık Türkiye’nin genel kavram itibarıyla hukuk ve seçimlerin sağlıklı yapılabilirliği konusunda birinci derecede şaibeler ülkesi olduğu kanısındadır.

     İktidar ve müttefikleri, 31 mart seçimleri öncesi propaganda söylemlerinde HDP ve onunla ilişkilendirdiği Muhalefet Partilerini terör unsurlarıyla birlikte addederek, seçimlerin muhalefet tarafından kazanılması “ülkenin Beka’sının tehlikeye gireceği” söylemini ve yaratmaya çalıştığı algıyı unutmuş , İktidar nimetlerinin ve kişisel kazanıma yönelik siyasetin ne denli bir vazgeçilmezlik olduğunu açığa vurmaktadır.

    Zira; aynı iktidar ve müttefikleri   23 Haziran 2019 seçimlerinde İstanbul gibi çok önemli bir Dünya Metropolünün yönetimini kaybetmemek için “her yol mübah” söylemiyle  HDP ve özellikle de Kürt seçmenden oy istemektedir.

Demek ki, bu kesimlerden oy istenilmesi ve bu kesimlerin vereceği oylar  bir beka sorunu yaratmadığına göre;

Burada da bir beka sorunu yoktur.

Kaldı ki, HDP EŞBAŞKANLARI çok açık bir şekilde Demokrasi bolğunu, yani CHP adayı Ekrem İMAMOĞLU’nu destekleyeceklerini ilan ettiler.

Bu durumda ortaya şöyle bir durum çıkmaktadır.

Demokrasi, insan hak ve özgürlükleri özlemiyle, yaşanabilir aydınlık geleceği olan bir Türkiye yaratmak isteyen her bir bireyin, yurttaşın bu isteme yönelik davranması ve şimdilik gündemde var olan İstanbul seçimlerinde buna göre oy kullanması gerekir.

Mutlu yaşamak her bireyin hakkıdır. 

                                                                        Rufay KARAHAN

                                                                  31.05.2019 /   ANKARA